DİL UZATAN SÜRÜNSÜN

Asaf Demirbaş, Bahriye bir araya geldiler,
Başörtülü kızcağızı cendereye aldılar.
Asaf, o gün televizyonda, hep Bahriye’yi tuttu,
Adaletten ayrıldı, Nur suresini unuttu.
Konuştu yerli yersiz, “Üçok” attı isabetsiz,
İnkâra kalkışıyor belli ki hidayetsiz.
Boğmaya çalışsalar da doğdun artık büyürsün,
Hak yolundan ayrılma, dil uzatan sürünsün.

Abdullah Kars, 1986

CİMRİNİN KALIBI

Biri geldi hile ile;
– Cimri miyim bir bak hele?
– Hele okuyuver dur da.
Cimrinin kalıbı burada;
Yer fakat yediremez,
“Afiyet olsun.” diyemez.
Dünyayı versen de doymaz;
Yeri, asla cennet olmaz.
Yalnız para tatlı sanır,
Üstünlüğü onda tanır.
Sevmeyi küfre götürür.
Öbür tarafı yitirir.
Aza, asla razı olmaz,
Hepsini versen de doymaz.
Biriksin diye hep saklar,
Servetinden medet bekler.
O, malını kullanamaz,
İman zayıf, olmaz namaz.
Sen ona verirsen şunu,
O da sana verir bunu.
İstekleri şartlı olur,
Tavuğa karşı kaz alır.
Hep kullanır, malı onu,
Hezimettir onun sonu.
İsteseler bile vermez,
Allah’ın emrini bilmez.
Cezasın dünyada bulur,
Daha gafletteyken ölür.
– Ben buraya nasıl geldim?
Yerimi cimride buldum.
Yol gösterir misin bana?
Yalvarıyorum ben sana!
– Sana dua e nyliyorum,
Son sözümü söylüyorum:
Müslüman cimrilik etmez,
Şeytan’ın yolundan gitmez.

Abdullah KARS
08 Ocak 2012 Saat 24.00

BİRLİĞE ÇAĞRI

Yüce emre uyalım, ikazları duyalım;
Birlik beraberlikle yalvarışa doyalım.

Erciş’teki felaket uyarıyor derinden,
Birliğe çağrı yap, tut kardeşin elinden.

Bizi bölmek isteyen, parçalayıp yutacak,
Senlik, benlik kalkınca Rabb’im bizi tutacak.

Yunus’un bakışları ta derinden yaralar,
Beterin beteri var, ağlamasın analar.

Yardım edelim Van’a, kardeşlerim ölmesin,
Birliğe gel birliğe, bu vatan bölünmesin.

Üzüntümüz çok büyük, günler karadan kara,
Açılmasın bir daha Çukurca gibi bir yara.

Partizanlıktan gaye olsun hizmet yarışı,
Vatana bin can kurban, vermeyiz bir karışı.

Öfkeleri kabartma, şuurlan, gel kendine,
Seni kullananların, yeter, düşme fendine!

Allah’a inananın Türkiye’m güvencesi,
Onun şemsiyesinde, gelsin İslam’ın sesi.

Allah’ın varlığına, vahdet ne güzel örnek,
Tek çare var kardeşim, o da birliğe dönmek.

Abdullah KARS
26.10.2011 Saat 02.00
Not: Van Erciş depremi sırasında ve Çukurca olayının akabinde yazdığım, duygularımı dile getiren çok değerli bir şiirimdir.

BERAT GECESİ (BERAT KANDİLİ)

Şaban ayı içinde çok kutsal bir gecedir,
Hangi günde olduğun soruyorum: Nicedir?

On beş Şaban gecesi kurtuluşa götürür,
O, Berat gecesidir; günahları bitirir.

Muhammet’e aşkından yarattı kâinatı,
Bu gecede verildi, ümmetin beratı.

“Bereketli, feyizli, en kutsal gece” dendi,
Tövbe eden dilleri, affetmeye söz verdi.

Müslüman bu geceyi ibadetle geçirsin,
Af isteyen kullara Rabb’im, beratın versin.

Günahla dolu olsa insanların hayatı,
Tövbekârı affeder; yaratan, kâinatı.

Gözyaşıyla coşalım, Yaradan’a koşalım,
Rabb’im geri çevirmez, affıyla buluşalım.

Bunca gece içinde beş mağfiret gecesi,
Bu geceler içinde coşsun tövbekâr sesi.

Kaçırma geceleri “berat”ını al, yeter,
Sakın tövbeni bozma, olursun daha beter.

Kandillerin dışında kalan bütün geceler,
Kurtuluşa fırsat çok daha neler var, neler?

Madem bizi yarattı, istersek affedecek,
Emirlere uyarsak, günah bizden gidecek.

Biz peygamber değiliz, sevap, günah doludur,
Beş geceyi kaçırma, yol Allah’ın yoludur.

Abdullah Kars
16 Haziran 2012, Cumartesi, Saat 16.00

Bayram Namazı ve Bayram

Yakın camiyi arar, grup grup art arda,
Bayramın sevinciyle genç, ihtiyar yollarda.
Sevgi, saygı coşkusu gençlerde, yaşlılarda;
İlim sahipleriyle yaşlılar, ön saflarda.

Mihraptan ve minberden konulara girilir,
İlahî kaynaklardan hutbe, vaaz verilir.
Bayramı hak edenden şükür sesleri gelir,
Tekbirlerin ardından şehadetler yükselir.

“Ayların sultanı”nın bugün bayram namazı,
Dualarda tevazu, affolmaktır niyazı.
Tutamayan orucu, af kapsamına razı;
Hep onun yolunda ol, unutma Mevla’mızı.

Tebrik ve teşekkür et; önce imama ulaş,
Tamam! Bayram coşkusu, cemaat sarmaş dolaş.
Camiden ayrılmadan el sıkış kardeş, yoldaş;
Önüne kim çıkarsa hâl hatır sor, bayramlaş.

* * *

Yolda bayramlaşarak evinin yolunu tut,
Haklı, haksız arama; dargınlıkları unut;
Saçtığın tebessümler, ahiret için umut;
Kalkar üzerimizden, dolaşan kara bulut.

“Anam, babam” diyerek sarıl, öp ellerini,
Elleri elindeyken soruver hâllerini;
Ne çileler çekerek yetiştirdiler seni;
Kokla gül yüzlerini, unuttur sen geçeni.

Şimdi sıra geliyor eşe ve çocuklara,
Çiçek, çikolata al; boş gitme sen onlara.
Başka ihtiyaç var mı? Hemen eşini ara;
Daha fazla bekletme, evine geldi sıra.

Birinci gün ayrılma, meşgul ol gelenlerle,
Yedir, içir, ağırla; baklava, böreklerle;
Gücünün yettiğince ikrama ikram ekle,
Karşılığını Hak’tan, iki cihanda bekle.

(21/08/2012 Ramazan Bayramı’nın üçüncü günü) Abdullah Kars

ASRIN SAHABELERİ

Anayı, babayı koydular burada,
Çile çekeceği çok uzak yurda;
Şerbet diye zehir içenler orada,
Abıhayat suyu alıp gittiler.

Devran sürmek varken kendi yurdunda,
Geriye bakmadı, kim var ardında?
Karanlıkta kalanların derdinde,
Işık tutmak için çekip gittiler.

Gidişler hazindi, ayrılık acı,
Allah’a emanet anne ve bacı,
İmanları, dertlilerin ilacı,
Bu ilacı sürmek için gittiler.

Ne süre koydular, ne dönüş anı,
Eyyübe’l Ensari gibi çok yanı,
Bunlar asrın sahabeleri, tanı;
Göçmen kuşlar gibi uçup gittiler.

Aç, susuz kaldılar, rahat nerede?
Abdest, namaz çoğu gizli yerlerde.
Allah yanlarında, tehlikelerde,
Ona sığınarak hizmet ettiler.

Aileyi birkaç yere böldüler,
Yavruların yâd ellere gömdüler.
Başkasına ışık tutup söndüler;
Dertlerini zevk ederek gittiler.

“Baban öldü.” diye haber saldılar,
İki günlük izin alıp geldiler;
Mezarında ziyaretten döndüler,
Gözler yaşlı, hazin, buruk gittiler.

Uzun gecelerde, uzun günlerde,
Tutunmaya çalıştılar, her yerde.
Ekvator, buzullar, bilmem nerede,
Hizmet için mücadele ettiler.

Dönmemek için gemileri yaktılar,
Garip garip mezarlar bıraktılar;
Hacı Kemal, Yasin, Âdem Tatlılar…
Gök ordusu ile uçup gittiler.

Abdullah Kars, 28 Aralık 2012, Cuma

ADSIZ KAHRAMAN

Denizli’de hem kılıç hem gönül adamı Ahmet Hulusi,
Heyeti millîye kurtuluşun ilk kıvılcımı, davanın öncüsü.
Gazi, şehit olmak yanında düşmanı kovmaktı arzusu,
O ki din, vatan vazifesini yerine getiren cennet yolcusu.

Müftü Hulusi Efendi Kuvayı millîyecilerle buluştu;
Şuurlu paşalar gayretiyle İzmir’de Reddiilhak oluştu.
Dörtlerin aldığı haince kararlar böylece sulara düştü,
Padişah çıkmazda, çaresiz, Babıali yandı, içten tutuştu.

Yunan’ı kovmak için müftü âdeta her tarafa mekik dokuyor,
Yerli Rumlar hedef almış onu, tehditlerden korkmuyor;
Denizli’ye gelen Ali Kemal Paşa’nın da karşısına çıkmıyor,
Kafesi kıran aslan edasıyla esarete karşı kükrüyor.

Ölüm esaretten üstündür diyerek haklılığını haykırdı,
Ahmet Hulusi Bey, 15 Haziran 1919’da haksızlığa başkaldırdı.

Abdullah KARS
06.02.2009
Not: Denizli müftüsü cennet mekân Ahmet Hulusi, cesaret ve gayretiyle Denizli’ye Yunan’ı sokmamıştır.

HOŞ GELDİN EFENDİMİZ

Doğduğun gün yüzüstü, yere serildi putlar,
Seninle şaha kalktı küllendi tüm umutlar;
O mübarek başında nöbet tutan bulutlar,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Herkes beklemedeydi ki söyledi Bahira,
Bir kutlu mekân oldu, teşrif ettiğin Hıra,
Seni bir defa gören, en seçkin kuldu zira;
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Sırtında tüm dünyayı taşıyan altın mühür,
Artık yetimler mutlu ve artık köleler hür;
“Dolunay” dilimizden düşmeyen bir türküdür,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Zail olmakta batıl, gerçekten gelince Hak,
Uzatınca elini, ay olmakta iki şak;
Sen haksın, ölüm haktır, ahiret hak, muhakkak,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Misk kokunu duyunca, kendinden utandı gül,
Rabb’imin buyruğuna şahit oldu ıssız çöl;
O kaskatı yürekler seninle oldu gönül,
Ey server-i kâinat hoş geldin, safa geldin!

Seni gören her kulda tarifsiz bir heyecan,
Sen canların cananı, tüm canlara bedel can;
Her sözün hafızamda, altın, inci ve mercan,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Ashabın Allah için oldu deli divane,
Senin aşkınla yandı Medine’de her hane,
Dağ, taş, nebat, cemadat etrafında pervane,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Mahşer gününde bir ses, “Ah ümmetim, ümmetim!”
Layık olmadığımız, ümmi ve şanlı yetim,
Ben aciz Abdullah’ım fakat iyi niyetim,
Yetmez seni övmeye, gücüm kabiliyetim,
Hoş geldin, sevgililer sevgilisi hoş geldin!

Abdullah KARS
18 Mart 2011 Saat 04.00

REFERANDUMA GİDERKEN

Referandum deyip gelip geçmeyin
Ab’u hayat sanıp zehir içmeyin
Evet varken sakın hayır seçmeyin
Coşun kardeşlerim sevinçle coşun
On iki eylül günü EVET e koşun.

Bu sandığı, seçim sandığı sanma.
İftiraya, velveleye aldanma
Menfaatçi saldırgana hiç kanma
Yasayı incele vur EVET e vur
Allah’ın yanında sen ol doğru kul.

Kurtulalım, artık eski yasadan;
Sonu gelmez üzüntüden tasadan
Kadir mevlam şu nizamı yaşatan.
Kulun kurtuluşu o zaman bulsun.
Sen doğruyu göster EVET e vursun.

Demokrasi nerde hürriyet nerde
Ömrümüz tükendi cenderelerde
İhtilal korkusu tüm gecelerde
On iki eylül bize kurtuluş günü
O zaman gelecek zulmetin sonu.

Geldik kıyısına biz yüze yüze
Sonu gelmez gece dönsün gündüze
Çıksın tekerlekler tümsekten düze
Kabuğunda gezme dön artık öze
Referandum günü EVET de yetsin.
Azgın kara bulut ufuktan gitsin.

Politik gayeler şahsi çıkarlar
Uğrunda giderek devlet yıkarlar.
Suçsuz Menderes’i ipe çekerler
Onlara aldanma sağduyulu ol.
Referandum günü sen EVET i bul.

Şehitler kanıyla yoğurulan vatan
Birliği bozmaktan utan hey! Utan.
Kardeşi kardeşe kırdıran şeytan.
Referandum senin sonun olacak.
Zafer haberleri EVET gelecek.

Üç ayak üstünde tay tay duranlar;
Bu milleti can evinden vuranlar;
Hayali laflarla hülya kuranlar;
Tüm hakların karşısında duranlar.
Referandum size şamar vuracak
Haksızların karşısında duracak.

Haklara özgürlük sandık başında
Bana fırsat doğdu yetmiş yaşımda.
Mührünü vururken iyi düşünde
Sonunda ah çekip vah çekip durma.
Kıymetli mührünü hayıra vurma.

Türkü, Kürdü ,Lazı, dahası ve Çerkezi
Kardeş ilan etmiş ,mevlamız bizi
Al bayrak altında hep dizi dizi
Ayrılmayız asla yerimiz orda
Kıymetli mührünü EVET e vurda.

Yetmez bu kadarı ey millet (Abdullah) yetmez
Biz evet demezsek bu dertler bitmez.
Yasa eski,bu sıkleti hiç çekmez.
Kısır anayasa çekilip gitsin.
Evet de sandıkta bu çile bitsin.

Abdullah Zülkadir Kars
25.07.2010 Saat:4:00

Yunus Emre aramızdaydı

Tasavvufu, Yunus Emre şiirleştirdi. Yunus Emre’yi de Necip Fazıl yazdı; Abdullah Kars, dramatize etti. Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatrosunun duayenlerinden Abdullah Kars, İbret Sahnesi oyuncularıyla Yunus Emre piyesini, geçtiğimiz günlerde Torbalı’da sahneledi.

60’lı yıllardan bu yana tasavvufu, millî, manevi değerlerimizi sahneye; sahneden de gönüllere taşıyan Abdullah Kars, şu sıralar, Anadolu’da il il; ilçe ilçe dolaşarak Yunus Emre’yi sahneliyor. Necip Fazıl Kısakürek’in yazdığı eseri, mükemmel sahne performansıyla temsil eden Abdullah Kars, Torbalı’da hemşehrilerinin de büyük beğenisini kazandı. Oyunun birçok sahnesi ayakta alkışlandı. Salonu dolduran gençler, öğrenciler, değişik kesimlerden gelen davetliler, oyunu coşku ve heyecanla izlediler. Oyuncuların sahne performansı, dekorlar mükemmeldi. Kostümler güzeldi. Dekorlar, kostümler, makyaj izleyicileri, bir an için 13. yy. Anadolu’suna götürdü. Duygu yüklü bir tiyatroydu. Müstesna bir gece yaşadık. Kendimizi âdeta Tabduk Emre’nin dergâhında hissettik.

* * *

Mesajlar çok anlamlı, düşündürücü ve etkileyiciydi: “Derviş bağrı baş (yaralı) gerek / Gözü dolu yaş gerek / Koyundan yavaş gerek / Dövene elsiz gerek / Sövene dilsiz gerek / Derviş gönülsüz gerek.” İdeailize edilen bir hayatın düsturları…

“Ben gelmedim dava için / Benim işim sevi için / Dostun evi gönüllerdir / Gönüller yapmaya geldim.” “Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü / Yaratılanı hoş gör / Yaradan’dan ötürü.” İlahî aşk anlayışından kaynaklanan, hiçbir beklentiye dayanmayan ve sadece Allah rızasının gözetildiği bir sevgi ve hoşgörü…

“Bir kez gönül yıktın ise / Bu kıldığın namaz değil / Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil.” “Adımız Miskin’dir bizim / Düşmanımız kindir bizim / Biz kimseye kin tutmayız / Kamu âlem birdir bize.”

Ve nihayet evrensel bir çağrı: “Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim, sevilelim / Dünya kimseye kalmaz.”

Hayat, Yunus gibi sevmek, Yunus gibi duymak, Yunus gibi düşünmek, Yunus gibi yaşamakla anlamlı hâle geliyor.

* * *

Yunus Emre’yi sahnelemek, temsil etmek her sanatkârın kârı değildir. Onun zihniyetini, ideallerini gönülden benimsemek ve bizzat yaşamak gerekir. Tasavvufu, İslami davranış biçimlerini içselleştiremeyenler Yunus’u da onun evrensel mesajlarını da anlayamaz ve anlatamazlar. İlahiyatçı, tiyatrocu ve bir gönül insanı olan Abdullah Kars, aslında o akşam sahnede rol yapmadı. Bir bakıma kendi dünyasından, gerçek hayatından enstantaneleri sergiledi. Sahne âdeta bir dergâhtı; Abdullah Kars da bir mürşidi kâmil….

* * *

Birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, barış hoşgörü atmosferine özellikle şu dönemlerde millet olarak çok ihtiyacımız var. Bir araya gelebilmek, konuşmak, tanışmak, kardeş olmak, işleri kolaylaştırmak, güçlüklere birlikte çözüm yolları aramak, sevmek ve sevilmek için ne gerekiyorsa yapılmalı; dünyamızı barış gezegeni hâline getirmek, dostluk, hoşgörü ve dayanışma içerisinde, gönül huzuruyla yaşamak, milletimizin ve bütün insanlığın öncelikli amacı, ideali olmalıdır.

Sevgi, dostluk ve kardeşliğe her zamankinden çok ihtiyacımız var. Ülkemizde, yetmiş iki milyonu kardeş olarak kucaklamak, bir “sevgi toplumu” oluşturmak zorundayız.

* * *

“Gezdim Urum (Anadolu) ile Şam’ı / Yukarı illeri kamu / Çok aradım, bulamadım / Şöyle garip bencileyin.” diyorsun ama müsterih ol Yunus! Artık bu ülkede seni ve ideallerini temsil eden “sencileyin” gönül erleri, sevgi fedaileri var ve onlar, senin evrensel öğretilerini gönüllere nakşetmek için diyar diyar dolaşıyor ve âdeta yarışıyorlar. Yedi asırlık mesafe çoktan aşılmış. Yunus artık aramızda…

“Sevgi toplumu”nun manevi mimarı, sevgili Abdullah ağabey! Bu milletin size çok ihtiyacı var. Hani, o akşam oyunun ilk sahnesinde, Moğol zulmünden kaçan bir delikanlıyı dramatize ediyor ve ölümün olmadığı bir köy arıyordun ya… Siz, o köyü bulmuşsunuz. Kutlu olsun.

Fevzi İZMİRLİ / Haber Taraf